
Yukarıda da denildiği gibi, Eski Türkler ölü için yapılan cenaze törenine yog adını verirlerdi. Yog törenine, bizzat ölünün kendisinin de katıldığı kabul edilrdi. 6. yüzyıldan kalma Çin kaynakları yog töreni hakkında şu bilgileri vermekteler Ölüyü çadıra koyarlar. Ölünün oğulları, torunları, erkek-kadın öteki akrabaları atlar, koyunlar keserler, çadırın önüne sererler. Yog'a katılanlar, ölünün içinde bulunduğu çadırın çevresinde atla yedi kez dolaşırlar. Çadırın kapısının önünde bıçakla yüzlerini yaralarlar. Bu işi yedi kez yinelerler. Belirlenen günde, ölünün atı (kesildikten sonra) ile eşyalarını yakıp külünü ölünün mezarına gömerler. Baharın ölenleri güzün, otlar ve yapraklar sarardığında gömerler. Güzün ya da kışın ölenleri ise, çiçekler açıldığında, baharın gömerler. Defin gününde, ölünün akrabaları, tıpkı yakınlarının öldüğü günde yaptıkları gibi at üzerinde gezer ve yüzlerini keserler. Mezar üzerine yapılan binanın duvarlarına ölünün resmini, yaptığı savaşların resmini çizerler. Bu ölü yaşarken bir düşman öldürmüş ise mezarın üstüne bir taş koyarlar. Kimi ölülerin mezarlarında bu taşların sayısa yüze, hatta bine dek çıkar.
Yog töreni bittikten sonra ölü sahibi, yoga katılanlar için yemekli bir şölen verirdi. Bu yemeğin adı ise ölü aşı idi. Aynı geleneği bugünkü Türkler'de yaşatmaktadır. Mesela Anadolu Türkleri, bir kişinin ölümünden sonra lokma yapıp konu komşuya dağıtırlar. Kimi yörelerde lokma yerine başka yiyecekler dağıtılmaktadır. Manas Destanı'nın Han Kögütey'in yogu ile ilgili olan bölümünde bu ölü aşına ve yog törenleri hakkında başka bilgilere de rastlanmaktadır. Manas Destanı'nında şöyle der
... Benim gözlerim yumulduğunda (=öldüğümde) gövdemi kımız ile yıkayın. Etlerimi kemiklerimden keskin kılıç ile sıyırın. Bana zırhımı giydirin. Başıma doğuya doğru koyun. Mezarıma gelen kadınlara kumaşlar dağıtın. Kara Sart, türbemi yapsın; kullanacağı tuğlaları seksen keçi yağı ile terbiyelesin. Aşımı verin. ...
Yog töreninda ağlayan kişilere Eski Türkçe'de sıgıtçı adı verilirdi ki bunun bugünkü Türkçe'si ağlayıcı'dır.
Eski Türkler'de en geçerli kurban at ve günümüz Türkleri'nde olduğu gibi koç idi. Yog törenlerinde atın yanında koç kurbanına da rastlanmaktadır. En eski Türk boylarından biri olan Ti-e-lê'lerde, yog töreninde koç kurban edilirdi. İslam öncesinin yog adlı cenaze törenleri üzerine en çok bilgi Kök Türkler'den elde edilmiştir. Kök Türkler'de yog töreninde, ölenin akrabalarından her biri koç ve at kurban ederek, cesedin bulunduğu çadırın önüne getirirlerdi. Ölünün külleri gömüldükten sonra üzerine taşlar yığılarak bir höyük (kurgan) yapılır, bu höyüğün başına da bir direk dikilirdi. Direğe ise kurban edilen atların başları ve derileri asılırdı ki buna bugünkü Altaylılar baydara, Yakutlar ise tabık adını verirler. Kök Türkler'de görülen bu gelenek, Hunlar'dan önceki Chou-Türk Devleti'nden beri bozkır Türk topluluklarında yaşamakta idi. 10. yüzyılda Türk ülkeleri hakkında bilgiler veren İbn Fadlan'ın anlattığına göre baydara, ölünün üzerinde uçmag'a yani cennete gideceği attır.
Bugün Mangışlak'ta (Türkmenistan ile Kazakistan'ın birleştiği yerde) yaşayan Türkmenler, bu geleneği sürdürmekte ve mezarlarına koç başları koymaktadırlar. Orta Asya Türkmenleri, bugün de mezarların üzerine koç boynuzu koyarlar. İslami dönemde bile, Kazak-Kırgız Türkleri beğlerinin mezarına birkaç kesik koç başı korlardı. Bu koç başları, mezarda önemli bir kişinin yattığını gösterirdi. Anadolu'daki Alevi Türkler'in bazıları ile Caferi mezhebine bağlı olan Türkler de ölülerin mezarlarının üstüne ölü erkek ise koç, kadın ise koyun heykeli dikerler.
Yasa katılma konusunda yapılan Eski Türk geleneği olan ölü evini yoklatma, bugün de Anadolu Türkleri arasında yaşamaktadır. Konya ve Van'ın kimi köylerinde ölü evine koç, İmranlı ve Zara'daki dağlı Türkler ise koyun göndermektedirler.
Bugün kurgan adını verdiğimiz Eski Türk mezarları, toprak altında birbirine geçirilen ahşap tomruklarla inşa edilmiş oda ya da odalardan oluşurdu. Kurganın üzerine toprak ya da dallar yığılarak bir höyük teşkil edilirdi. Kurganın yapımında bazan ahşap tomruk yerine taş kullanıldığı da olurdu. Kurganlar, genellikle yüksek tabakadan olan Türkler için yapılırdı. Çin sınırlarından Macaristan'a değin uzanan bozkırlarda bu kurganlara rastlanır. Bu kurganlar İslamlık'tan sonraki Türk mezar mimarisinin en önemli kaynağıdır. Selçuklu sanatının örneklerinden olan kümbetler ve daha sonraki zamanlarda görülen türbeler, Eski Türkler'in kurgan ve bark geleneğinin devamıdır. Eski Türkçe'de türbe kavramının kaşılığı bark idi. Özellikle ünlü devlet adamları ve büyük kişiler için bark yani türbe yapılırdı. Köl Tigin, Tonyukuk ve Bilge Kagan'ın da kendi adlarını taşıyan anıtlarının içinde birer barkları yani türbeleri vardı. Günümüz Türkler'inde görülen türbe ziyareti geleneği, kaynağını Eski Türkler'in kurgan ve bark geleneğinden, dolayısıyla da atalar kültünden almaktadır. Bugünün Türkleri de, atalarının bark ve kurganları ziyaret etmesi gibi, türbeleri ziyaret ederler. Hatta, bu ziyaretlerin dine uygun olmadığı kimi zaman dini otoritelerce ileri sürülse de. Özellikle bayram arifesi ya da bayramın ilk günü Türk mezarlıkları ve türbeleri ziyaretçilerle dolup taşar.
anasayfa
